Bazı insanlar kapıyı çarpıp gitmez.
Sessizce kaybolur. Ardında yalnızca eksik cümleler, yarım kalan hikâyeler ve cevapsız sorular bırakır.
Eran, kelimelerin arasında yaşayan bir yazardı. Hikâyeler kurar, insanların karanlık yanlarını satırlara taşırdı. Sonra bir gün, hiçbir iz bırakmadan ortadan kayboldu. Ondan geriye yalnızca bilgisayarında yarım kalmış bir roman kaldı: Kayıp Adam.
Ancak bu roman, yalnızca kaybolan bir yazarın hikâyesi değildir. Eran’ın zihnine, tutkularına, yalnızlığına ve sakladığı sırların karanlık koridorlarına açılan bir kapıdır. Gerçek ile kurgu birbirine karıştıkça, okur şu soruyla baş başa kalır:
Kaybolan gerçekten Eran mı, yoksa onun yarattığı herkes mi?
Aşkın, takıntının ve insan ruhunun en karanlık hâllerinin iç içe geçtiği bu hikâye, her sayfada yeni bir sırrı açığa çıkarıyor.
Ama bazı kayıplar çözülmez.
Çünkü insan bazen bulunmadan önce kendini kaybeder.