· Arada bir sözlük karıştırmak yetmez...
· Yazarken konuşurken kullandığımız sözcükler, yüzyıllar öncesinden bugünlere nasıl ulaştı?
· Örneğin “üzüntü, üzüm, üzüşmek, üzülmek, üzüt, üzgü...” tek tek düşünülmemeli?
· “Halaya gelmeyenin/ Kolu budu üzülsün” ne demek?
· “Kara” her zaman “siyah” mı?
· “Al” her zaman “kırmızı-kızıl” mı?
· “Öykü” Dil Devriminin ürünü mü?
· “Görklü” uydurma mı?
· 11. yüzyılda Kâşgarlı Mahmud’un sözlüğünden, Dede Korkut öykülerinden; halkın türküsünden, ilencinden, ağıdından; 14. yüzyılda Âşık Paşa’nın; 20. yüzyılda Enver Gökçe’nin, Cemal Süreya’nın, Haydar Ergülen’in şiirlerinden gülümsüyor.
*
NESRİN PEKCAN’ın yanıtsız sorusu yok! Dilseverleri görkemli bir dil yolculuğuna çıkarıyor! Dilimize sahip çıkmak başat görevimiz! Yaşasın görklü dilimiz!