İklim değişikliği nedeniyle giderek artan felaketlerle karşı karşıyayız. Yükselen sıcaklıklardan, su kıtlığından ve aşırı hava koşullarından kaçınmak için artık çok geç. O gemi birçok yönden çoktan yelken açtı. Dünya gelecekte insanlara çok daha az misafirperver olacak. Şu anda kaçınmaya çalıştığımız şey başka bir şey: James Hansen’ın dediği gibi, “[insan] kontrolü dışında dinamik bir durum”, bizi 4°C veya daha yüksek bir küresel sıcaklık artışına itiyor ve bu da insan medeniyetinin ve sayısız insanın varlığını tehdit edecek. Bu anlamda, distopik görüşler, en distopik romanın bile yansıtabileceğinden daha büyük olan tehdidin ciddiyetini tam olarak kavrayamıyor; sonuçta bir distopik romanda en azından geçici olarak hayatta kalan en az bir insan olmalı. Dünya üzerinde büyük bir yok oluş hayal etmeliyiz. Bilim insanları, yalnızca bu yüzyılda Altıncı Yok Oluş’ta yaşayan tüm türlerin yarısını kaybedebileceğimizi söylüyor. Ancak bundan çok önce yüz milyonlarca, hatta milyarlarca insanın feci şekilde etkileneceğini göreceğiz. Bunu bilim bize söylüyor. İnsanların yaşadığı bir yer olarak gezegeni yok etmek için tek yapmamız gereken, kapitalist sistemin bugünkü işleyişini olduğu gibi sürdürmektir.
En feci etkileri önlemek hâlâ mümkün. Ancak bu, üretim sisteminde, yani insanlar ve dünya arasındaki metabolizmada devrim niteliğinde bir ekolojik değişim gerektirecektir. Tüm bunlar, alternatif enerjiler, toplumsal-yapısal değişim ve koruma da dahil olmak üzere elimizdeki mevcut araçlarla yapılabilir, ancak bunun için insanlığın geniş çaplı bir karşı çıkışına ihtiyaç var ve yalnızca fosil yakıt ekonomisine değil, kapitalizmin kendi mantığına da karşı çıkmamız gerekecek.
Ekolojik devrimden başka bir seçenek kalmadı; bu, basitçe, sayısız toplumun, muhtemelen fırtınalı ve kaotik geçecek bir mücadelede tarihini bir kez daha kendi ellerine almak zorunda kalacağı anlamına geliyor; ancak böylesi bir mücadele, insanlığın gücünü ve sonsuz yaratıcılığını da ortaya koyarak yeni bir ekolojik rönesansın olasılığını sunacak. Elbette, böyle bir mücadelede başarılı olacağımıza dair hiçbir garanti yok. Kesin olarak bildiğimiz tek şey, bütün nesillerin geleceklerinin ellerinden alındığını ve insanlığın varlığının tehlikeye girdiğini gördükçe, milyarlarca olmasa da yüz milyonlarca insanın direnmesinin kaçınılmaz olduğu ve bunun da şüphesiz tarihin en büyük isyanlar dizisine yol açarak tüm gezegende yaşanacağıdır... Bu, hem ekonomik hem ekolojik, hem üretken hem de yeniden üretken olan maddi ihtiyaçlara yanıt veren yeni bir çevre proletaryasına işaret ediyor. Umudumuz işte burada yatıyor!
John Bellamy Foster