Bu kitap, bir anda yazılmadı.
Bir masada, bir odada, bir gecede değil…
Yıllara yayılan bir hayatın, suskunlukların, yorgunlukların ve içten içe biriken kelimelerin toplamıdır.
1985 yılında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde başlayan yolculuğum, çocuk yaşlarda İzmir’in Menderes ilçesine bağlı Gümüldür’e uzandı. Henüz 5–6 yaşlarındaydım. Hayat, erken yaşta çalışmayı, erken yaşta susmayı öğretti bana. Hasan Eren İlköğretim Okulu’ndan sonra kendimi iş hayatının içinde buldum. Okuldan çok hayatın sıralarında oturdum.
Askerlik dönüşü yarım kalan eğitimimi tamamlamak için açık öğretimle önce ortaokulu, ardından liseyi bitirdim. Çünkü insanın kendini eksik bırakmaması gerektiğine inandım. 2006 yılında evlendim. Bugün biri kız, ikisi erkek olmak üzere üç çocuğum var. Onlar bu hayatın bana verdiği en büyük şiirdir.
Şiirle tanışmam 2002 yılına dayanır. Belki de şiirle tanışmaktan çok, şiiri duymaya başladığım yıldır. Kral FM’de Yusuf Hayaloğlu’nun “Rıza” şiiriyle içimde bir kapı aralandı. O günden sonra kelimeler, sadece konuşmak için değil; sustuklarımı anlatmak için de vardı.
Bu şiirlerin çoğu bir masa başında planlanarak yazılmadı.
Bazen bir şarkının ara nakaratında, bazen birbirine sevgiyle bakan iki insanın sessizliğinde, bazen de bir filmin tam ortasında yakaladı beni kelimeler. Kimi zaman bir melodi, kimi zaman bir bakış, kimi zaman geçip giden bir sahne düşürdü içime bu dizeleri. O anlarda durup not aldım; çünkü bazı duygular beklemez, ertelenirse kaybolur.
Hayatım boyunca birçok meslekte çalıştım. Alın teriyle geçen yıllar bana insanı, sabrı ve beklemeyi öğretti. Bugün elektrik tesisatı, dekorasyon ve tadilat işleriyle uğraşıyorum; yaz aylarında turizm sektöründe çalışıyorum. Halk Eğitim Merkezlerinin açtığı pek çok kursa katıldım, sertifikalar aldım. Ama en büyük eğitimim yine hayatın kendisi oldu.
Bu kitap, yoksunlukla umudu, gurbetle aidiyeti, sevgiyle yarayı yan yana taşıyan dizelerden oluşuyor. Okurken kendinizi bazen bir köy yolunda, bazen bir iş dönüşü yorgun bir akşamda, bazen de kalbinizin en sessiz yerinde bulabilirsiniz.
Eğer bu şiirlerde kendinizden bir parça bulursanız, bilin ki yazılanlar yerine ulaşmıştır. Çünkü şiir, anlaşılmak için değil; hissedilmek için yazılır.
Bu satırlar, susanlara, yorulanlara, hâlâ inanmaya çalışanlara…