A’mâk-ı Hayal, gerçek ile hayalin iç içe geçtiği, insan zihninin ve ruhunun en kuytu katmanlarına uzanan derin bir arayışın hikâyesidir. Hakikati bulma çabası; akıl ile sezgi, madde ile mana, şüphe ile iman arasında salınan bir bilincin serüvenine dönüşür. Her karşılaşma, her anlatı, okuru görünen dünyanın ötesine çağıran sembolik bir kapı aralar. Filibeli Ahmed Hilmi, Doğu’nun irfan geleneğini felsefi sorgulamayla harmanlayarak insanın “kimim? neredeyim?” sorularına edebî bir derinlik kazandırır. A’mâk-ı Hayal, yalnızca mistik bir roman değil; akıl ile içsel bir yolculuğu en deruni şekilde harmanlayan bir müstesna bir eserdir