Tükendi
Stok AlarmıYaşadığımız Gibi Ölmüyorsak…
Etrafımıza baktığımızda gördüğümüz şey bir aynılık panayırı hâlini aldı. Herkes aynı dertlerin içine gömülmüş sanki. Sanki değil, öyle. Aynı yapay öfkeleri kuşanmış durumdayız. Eskiden bir insanda “başka” olanı bulma, o farklılığa hayretle bakma lüksümüz, daha doğru deyişle böyle bir gerçeğimiz vardı. Şimdilerde o günler gösterimden kalktı. Birbirinin kopyası hâline gelen, aynı sloganlarla sevip aynı standartlarda nefret eden kitlelerin tam ortasındayız. Sınırsız bir görüntü ve hikâye yığını içinde gerçek olanla taklit olan arasındaki bağ koptu. Herkesin birbirine benzediği oranda hayata tutunabildiği bu meydanda ruhun o asil sınırları birer birer siliniyor. Oysa umut, kalabalıktan ayrılanın, o sahte ışıklardan yüzünü çevirenin nasibidir.
İşte en can alıcı nokta burası. Yaşadığımız gibi ölmüyorsak, yaşadığımız hayat aslında bize ait olmadığındandır. Başkasının arzularını giyiniyor, başkasının kelimelerini ödünç alıyor ve başkasının çizdiği sınırlarda dolanıyoruz. Kendi hikâyesini yazma cesareti gösteremeyenlerin ölümü de kendilerine ait olamaz. Ölüm, yaşanmış bir ömrün son mührü, o hayatın en hakiki imzasıdır. Eğer hayatımız bize ait bir mülk halini almazsa, son nefesimiz de üzerimizde eğreti duran yabancı bir emanet olarak kalır. Başkalarının yazdığı senaryolarda figüranlık yaparken bize ait olan tek şeyi, yani kendi sonumuzu da kaybediyoruz. Sahici bir ölüm, ancak sahici bir hayatın meyvesi olarak dalından düşer.
Umut aslında bir güvenlik biçimidir lakin bu güvenliği ancak kendi sınırlarını koruyanlar hissedebilir. Herkesin o tekinsiz çizgiyi aştığı, herkesin öteki tarafa geçtiği bir çağda beklemek en asil eylemdir. Birileri geride kalmalı ki sınırın bir anlamı, bir ağırlığı olsun. Şimdi ihtiyacımız olan şey, bu tıkanmış damarları açacak yeni bir iletişim dili kurmaktır. Umudu görenlerin, görmeyenlere o güzelliği ve o asil sükûneti tarif edebileceği sahici bir lisan... Kelimelerin yeniden canlandığı, görüntülerin sustuğu ve insanın kendi hakikatine döndüğü bir dil…
Cins bu sayısında, umudu görenlerin yanında durmaya devam ediyor. Onu arıyor. Ve elbette neden olmasın?