Kopernik, Galileo veya Newton’un felsefi ve matematiksel yenilikleri; Batı kültürünün merkezine yerleşirken aslında dönemin siyasi, dinî ve toplumsal krizlerine yanıt veren ideolojik bir zemin işlevi de görmüştür. Bilim; monarşilerin mutlakiyetçi nizam arayışıyla, sanayicilerin yenilik idealleriyle ve tüccarların iktisadi hedefleriyle örtüştüğü ölçüde himaye edilmiştir. Nesnel bilgi aristokrasi salonlarında, mason localarında ve ticaret erbabının kahvehanelerinde rağbet görürken; devletin bekasını ve mülk sahibi sınıfların menfaatlerini tahkim etmenin de bir yolu olarak kurgulanmıştır. Bu süreç, Batı’nın doğaya ve topluma hükmetme projesinin felsefi ve maddi altyapısını oluşturmuştur.
Margaret C. Jacob; Bilimin Saltanatı’nda, modern bilimin doğuşuna dair alışılagelmiş “kahramanca ilerleyiş” anlatısını bir kenara bırakıyor; ve okura Galileo’nun kiliseyle olan çekişmesinden Descartes’ın şüpheciliğe karşı kurduğu felsefi düzene, İngiliz Devrimi’nin çalkantılarından Newton`cu sentezin zaferine kadar uzanan geniş bir panorama sunuyor.