Yaşadığımız şehirlerin içinden geçip gitsek de bir tarafımız hep orada yaşamaya devam eder. Şair Arife Kalender’in Malatyası; suyunu, toprağını, havasını ruhuna kattığı; onunla mayalandığı şehir… Almancadan Türkçeye çevirdiği şiirlerin yanı sıra şiir kitapları ve farklı türlerde kaleme aldığı kırka yakın eseriyle Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan Arife Kalender’in Malatya’da başlayan edebî yolculuğu, başka şehirlere uğrasa da dönüp dolaşıp ruhunun dinlendiği yere; Malatya’ya varır. Sokaklar değişse, zaman geçse de Arife Kalender’in Malatyası belleğinde ve yüreğinde bıraktığı izlerle hep aynı kalır; şiirlerinde yeniden hayat bulur: “Caddenin bostanına Malatya’dan geldim kara trenlerin uzun düdükleri kulağımda. Haydarpaşa kapılarını maviye açmış. Rüzgâr martıya yakışmış balıklar suya. Hangi renkti sustuğum Göztepe’nin kıyısında.”
(Sen İstanbul’a Aldırma-Dil Altı)
Bendeki Malatya; Arife Kalender’in içinde yaşamaya devam eden bir şehrin, yalnızca doğduğu coğrafya olmanın ötesine geçerek aidiyete, hatırlamaya ve geçmişten bugüne çoğalan bir ırmağın sesine dönüşmesidir. Ruhunun mayalandığı şehir Malatya, Arife Kalender’in kaleminden süzülen kişisel ve kültürel hafızayla her sayfada yeniden canlanıyor; sosyoekonomik ve tarihsel olarak bir dönemin kesitini sunmakla kalmıyor; sokaklarıyla, insanlarıyla, hatıralarıyla ve hiç dinmeyen sesiyle yeniden var oluyor.