Bahsi Geçenler; bizi hayatın ve taşranın kıyısında unutulmuş, yarım kalmış, aforoz edilmiş kimlikler arasında gezintiye çıkarıyor. Bir koğuşun rutubetli sessizliğinden bir mahalle kahvesinin uğultusuna; devlet dairesinin soğuk koridorlarından geçmişin tozlu mektuplarına dek, hayatın her katmanından sızan o tekinsizliği yeniden hissettiriyor. Sadece anlatılanın değil; susmaların, ertelemelerin ve ilgili makama bir türlü ulaşmayan dilekçelerin toplamını sunuyor okura.
“Kalkıp gidebilirdi gitmesine ya; karanlığa alıştırıyordu gözlerini, bu karanlığı hiç tanımazmış gibi. Karşısında az evvel kapattığı televizyon, ardında pencereden vuran ay ışığı hiç yokmuş gibi. Şu tuğla duvarları kendi örmemiş, savaş vakti o duvarların altına hiç sinmemiş gibi. Bu iki göz evin, bu köhne köyün ve hatta süregelen hayatın yabancısıymış gibi. Bekliyordu beklediği şeyi.”
01.10.2026