Yaratılışın ve işleyişin anahtarı, Allah-âlem-âdem birliğinin idrakinde gizlidir. Modernite öncesinde uygarlıklar, düşünceyi bilim, felsefe, metafizik, din diye kompartımanlaştırmaksızın hep bu hakikati vurgulamaya çalışmışlardır. “Organik Dünya Görüşü”nün “tevhid” (birlik) nazariyesi ile İslam tasavvufunda “vahdet” anlayışı ekolleşmiş, şehirler bu şuurla imar ve inşa edilmiştir. Modernite ile birlikte kendine yer bulan “Mekanik Dünya Görüşü” ise bu birlikteliği sekteye uğratmış, makinelerin egemen olduğu çevre, ruhu da makineleştirmiştir.
Hâlbuki geleneksel mimarinin arka planında
“Aşk Estetiği” vardır. İslam mimarisinin ve sanatlarının temel özelliklerinin başında aşktan doğmuş ve ondan güç almış olmaları bulunmaktadır. Bu aşk, tasavvufi düşüncenin vurguladığı mutlak ve mecazi aşktır. Allah’a duyulan aşktır. İnsan, fıtratı itibarıyla güzele vurgundur ve Allah güzeldir, güzeli sever anlayışı doğrultusunda kişioğlu Allah’ına yönelir; O’na (doğru) seyretmek, O’nu seyretmek ister.
Bu idrake erişmiş İslam sanatçıları, eserlerinde sanatının elverdiği imkânlar ve Allah’ın kendisine bu alanda bahşetmiş olduğu -ihsan kabilinden- yetenekler ölçüsünde ilahi güzelliği yansıtır, sezdirir veya hatırlatır.