Bir mektup. Bir taş oyuk. Yaklaşan bir sürgün. Ahıska`da başlayan bir sevda, savaşın gölgesinde büyürken Rüstem ile Zühre`nin hayatı giderek daralan bir dünyanın içine sıkışır. Takvim 1940`ları gösterirken Sovyet baskısı ağırlaşmakta, savaşın sesi Kafkasya`ya kadar ulaşmaktadır. Rüstem, kardeşinin izini sürmek için Cengiz`le birlikte Ahıska`dan ayrılıp Erzurum`a uzanan zorlu bir yolculuğa çıkar. Fakat aradıkları yalnızca kaybolmuş bir insan değildir. Geçmişin sakladığı bazı sırlar, onları sınırların, askerî birliklerin ve savaşın içine kadar sürükleyecektir. Bir yanda Rüstem ile Cengiz`in dostluğu... Diğer yanda Zühre`nin geride bırakmak zorunda kaldığı Ahıska... Ve ikisinin arasında, yıllar boyunca kaybolmadan bekleyen bir mektup. Savaş onları birbirlerinden uzaklaştırabilir. Peki ya hafıza? Örsün Sesi, Ahıska`dan Erzurum`a, Horasan`dan savaşın en ağır cephelerinden birine uzanan; aşkı, dostluğu ve sürgünü aynı hikâyenin içinde buluşturan bir roman.