Bazı kayıpların ardından bir mezar kalır.
Bazılarının ardından bir eşya, bir ses ya da solmuş bir fotoğraf ...
Mehmet`ten ise geriye, verilmiş bir söz kaldı: "Gelince sana şeker getireceğim."
Üç yaşındaki bir çocuk, ağabeyinin ardından kapının eşiğinde bekledi. Yıllar geçti; o çocuk büyüdü, fakat bekleyişi içinde büyümeye devam etti.
Hatırlayamadığı bir yüzü aile fertlerinin hafızasında, kaybolmuş bir sesi eski kasetlerde; silinen geçmişini ise dağların arasında unutulmaya yüz tutmuş bir köyde aradı.
Peki, yüzünü artık hatırlayamadığımız birini gerçekten unutmuş sayılır mıyız? Yoksa bazı insanlar, fotoğraflarda değil; eksik kalan cümlelerde, suskunluklarda ve kapanmayan yaralarda mı yaşamaya devam eder?
Olmayan Fotoğraf, bir ağabeyin yokluğundan çok daha fazlasını anlatıyor: Yoksulluğun, göçün, sessizce taşınan aile acılarının ve çocukluk hafızasında açılan boşlukların izini sürüyor.
Bu kitap, hiç çekilmemiş bir fotoğrafın içinde ömür boyu aranan bir yüzün hikâyesidir.