İlk baskısı 1950’de yapılan Mahalle Kahvesi’nde 22 hikâye var. Bu hikâyelerde merak uyandırıcı, çarpıcı olayların ardı-na düşmez yazar. Başı sonu belli hikâyeler yazmaz, girişler-de uzun uzun tasvirler yapmaz. Hikâye düzenine ilişkin se-razatlık, diline de yansır, süslü, sanatlı, kurallı cümleler kul-lanmaz pek. Kendini çağrışımların akışına, doğaçlama bir söyleyişe bırakır… Bu metinlerin çoğunun kahramanı, ke-narda kalmış, hayata tutunamamış, yoksul insanlardır. Örne-ğin “Mahalle Kahvesi”, “Plajdaki Ayna”, “Uyuz Hastalığı”, “Dört Zait”, “Hallaç”, “Baba Oğul”, “Sakarya Balıkçısı” ve “Kestaneci Dostum”da bu tür insanların hayatları konu edi-lir. Ancak tüm zorluklara rağmen hayata, örneğin “Karanfil-ler ve Domates Suyu” hikâyesinde olduğu gibi umutla bakar.
Ama hepsi bir yana, kitaptaki hikâyelerde, denizde, vapur-larda, adada, balıkçı kahvelerinde, meyhanelerde, sinema önlerinde, kısaca İstanbul’un ortasında hayata şaşkınlıkla, hatta çaresizlikle bakan bir Sait Faik var…