"Yine düşman eziyeti, yine işgal. Bu sebeptendi Anadolu`ya göçümüz. Artık gidecek yerimiz de yok!" diyordu Abdullah Efendi.
Rumeli`nden kaçıp Osmaneli`ne gelmek kurtuluş olmamıştı onlar için. Savaş dolayısıyla rahat bir hayat sürememişlerdi; acıları çoğaldıkça çoğalmıştı. Esas kurtuluş ancak memleketin düşman işgalinden kurtuluşuyla gerçekleşecekti.
Eda, Mehmet Naşit`i hasretle bekliyor, bugün gelmedi sabaha kısmet diyerek yatıyordu. Sabah yine aynı umutla güne başlıyordu.Tekrarlanan ızdırap veren bir oyun gibiydi; nasıl oluyor da insan bitip tükenmiyordu?
Eda`nın tutunacak tek dalı kızı Samiye idi. Onunla konuşuyor; Kalkandelen`deki çocukluğunu masal gibi anlatıyordu. Kederler neşelere muhtaçtı…
Mehmet Naşit kamp başkanının verdiği listede kendi adını görünce şaşırdı. Gerçek miydi? Yoksa yine kamp değişimi mi olacaktı? O kadar küskünlerdi ki ümitlenmeyi unutmuşlardı. Gemiye bindiler; yol çok uzundu, yolcular çok yorgundu. Bu sefer hürriyetlerine gidiyorlardı ama henüz inançları yoktu…
Daha önce Rumeli`den göç edip Anadolu`ya gelen bir ailenin öyküsünün anlatıldığı, GÖÇ Romanının yazarından bu serüvenin devamını okuyoruz.