Ev sahibinin sözleşmeye eklettiği tek bir şart vardı:
Ne olursa olsun, Kristal Çehre duvardan inmeyecekti.
Sungurânlar, iflasın ardından taşındıkları Mudanya’daki eski Rum konağında bunun yalnızca tuhaf bir detay olduğunu sandılar. Oysa denize bakan o evin duvarlarında, yıllardır konuşulmayan bir geçmiş sessizce yaşamaya devam ediyordu.
Mudanya, Sina Çölü ve Göbeklitepe üçgeninde geçen bu romanda; üçüz kardeşler Süreyya, Şahru ve Mirza’nın ortak bir yarası vardı.
Faris Şehrizade’nin batıl inançlarla beslenen karanlığı, Ana Tûba’nın gölgesi ve geçmişten bugüne taşınan sırlar; Sunguranlar’ı geri dönüşü olmayan bir çözülmenin içine sürüklüyordu.
Bazı sırlar unutulmazdı.
Bazılarıysa unutulduğu sanıldığı anda geri dönerdi.
Ve bir gün…
Kristal Çehre kırıldı.