Her yolculuk bir adımla başlar. Ama insanı dönüştüren, nereye bastığı değil; neyi hissederek yürüdüğüdür.
Işığı Duyanlar, sadece görmeyen bir adamın hikâyesi değildir. Bu roman, gören ama fark etmeyen bir dünyayla yüzleşmenin hikayesidir.
Arif, bastonuyla şehirde yürürken yalnızca sokakları değil; kaldırımları, kurumları, alışkanlıkları ve insanları yoklar. Görmezden gelinen ayrıntılar, küçük sanılan ihmaller ve iyi niyetle örtülen körlükler bu yürüyüşte bir bir ortaya çıkar. Bir öğretmen, bir şehir ve bir vicdan, Arif’in yoluna eşlik ederken; aslında okur da kendi yürüyüşüne davet edilir.