2005 yılının soğuk bir kasım gecesinde, üçüncü kaptan Kaan`ın gemisi Odessa Limanı`na yanaşır. Şehri görmek için çıktığı kalabalık bir caddede karşılaştığı sarı saçlı, mavi gözlü genç kadın, yalnızca birkaç saniye içinde bütün dünyasını değiştirir.
Kaan, çocukluğundan beri uzak denizlere açılmanın hayalini kurmuş; hayatını gemilere, limanlara ve köprüüstü vardiyalarına adamıştır. Düşüncelerini ise yıllar önce bir doktorun hediye ettiği defterden başlayarak günlüklerine emanet eder. Odessa`da gördüğü o yabancı da çok geçmeden bu sayfaların merkezine yerleşir: Melissa...
Fakat bazı karşılaşmalar göründüğü kadar basit değildir. Şehrin sokakları, geminin hiç dinmeyen uğultusu ve Kaan`ın geçmişinden gelen açıklanamayan anlar birbirine karıştıkça gerçek ile hayal arasındaki çizgi giderek silikleşir. Kaan, yaşadıklarına mı yoksa günlüğünde yazanlara mı inanmalıdır?
Cahit Tosun, Günlüğümdeki Melissa`da Samsun`dan İstanbul`a, açık denizlerden Odessa`ya uzanan bir hayatın içinde aşkı, hafızayı, kaderi ve insan zihninin bilinmeyen kıyılarını anlatıyor.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza gerçekten girer. Bazılarıysa yalnızca zihnimizde doğar. Fakat kalp, aradaki farkı her zaman bilmez