“Beyhan Sultan’ın sarayı bu güzel haneler arasında kendini belli ediyordu. Ardındaki sihirli dünyayı gizleyen duvarla yoldan ayrılmıştı. Duvar boyunca yürüdük. Sokağa bakan görkemli kapıyı arkamızda bırakıp yürümeye devam ettik. Hizmetlilerin kullandığı kapıya geldiğimizde Dilber Kadın durdu, beni baştan aşağı bir süzdü. Telaşlı hareketlerle saçlarımı örtümün içine tıktı, yakamı paçamı çekiştirip durdu. Bir yandan başını sağa sola sallıyordu, memnuniyetsizliği yüzünden okunuyordu. Gözü, elimde tuttuğum bez bebeğe takıldı. Sok şunu çıkınına! Oyun yeri değil burası! Girişin iki yanında bekleyen kapıcıların arasından geçip saraya giden dar yolda ilerledi. Onu takip etmeden önce bebeğimi cılız çıkınımın içine tıktım. Bir kolu dışarıda kaldı. Sokağa baktım. Doğup büyüdüğüm yerden buralara boşuna gelmemiştim. Hayatımdaki o koskoca boşluğu dolduracak şey her ne ise burada olmalıydı. İçeri girerken kendime beni buraya getiren yolları bir daha geri yürümeyeceğime dair söz verdim.”
Öksüz ve yetim Gülçeşme, akrabaları tarafından Padişah III. Selim’in kız kardeşi Beyhan Sultan’ın sarayına hizmet için verilir. Gülçeşme çalışkanlığı ile Beyhan Sultan’ın gözüne girer ve Sultan’ın odalığına kadar yükselir. Ancak işler bir gün ters yüz olur ve Gülçeşme ömrü boyunca unutamayacağı bir darbe alır Beyhan Sultan’dan. Bundan sonra son nefesine kadar, çocukluğundan beri peşinde olan karaltının emrinde, intikam ateşlerinde yanacak, elinden geleni ardına koymayacaktır.
Oya Akçizmeci yine tarihi kişiliklerden yola çıkarak kurgusal bir dünyaya bizi davet ediyor. 18 yy. sonu-19.yy başlarındaki Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi durumunu arka plana alan yazar, bir kadının intikamını anlatırken Osmanlı saray hayatının şatafatını ve İstanbul sokaklarını da gözlerimizin önüne seriyor.